God’s Toolbox / Tanrı’nın Alet Çantası

[Türkçe metin için yorum bölümüne bkz.]

After a small summer break we started again our “Green Man’s Corner” talks yesterday. These talks are totally free designed, it means people can join and we are discussing spiritual topics.

Yesterday one friend came up with an important question “How to talk to God? How to ask for support or just a clue?”. Mostly I am in the function of a translator in these evenings and I am trying to stay at the background, but as soon as he spoke out this question I jumped on it “Yes, how to do this. I have difficulties in talking to God, too. I don’t know what to say!” I thought a lot about it and came to some conclusions. It is partly pride; I was always somebody who thinks she can do (has to do?) without any help, everything by her own. And honestly, just rattle off prayers I have learned in my childhood is not satisfying at all. Besides this, I don’t want to be in that position anymore, where I just ‘want’ things all the time. And…what if I ask for things, which are not good for me? And so on and so on…

So, what to do?

I think something what Nico said as an answer was a trigger, which went of this morning in my head. “The key is simplicity. The more simple, the better. Why not just starting with ‘Hey, I want to talk to you, but don’t know how…’ “

So, this morning I was on my way to work in the bus and started my ‘new designed’ prayer: “Hello dear God, I want to talk to you, but I am a bit clumsy, don’t know really what to say.”

Suddenly, I had a smile on my face. A toolbox appeared in front of my eyes. “Ok, let’s say you have a toolbox, everybody is contributing in. Today I have a big meeting and I need some qualities – like patience, ability of making quick and good decisions, flexibility, self-esteem and a big warm smile on my face. Can I borrow it from you, from this toolbox? On the other hand, I would like to contribute to it too. So what do you think I could share with, give to other people? You have the bigger picture, so you know better. Just tell me, please.” – Like this I am also not focusing anymore on the question, what my BIG (Nico would say ‘bugabuga’) mission is, you know saving the world, erasing famine from this earth, … ; )

I don’t know, but this idea triggered a lot in me. I remember I was in a restaurant once. There was a small blackboard, on which was written “pending food”. This means, somebody ate one meal but paid for two, so anybody who is in need can ask for it. As above, so below and vise versa… So, why not having a biiiigg toolbox in God’s hand, where everybody is ‘paying’ in and, again, everybody (because we are equal) can take a bit of it ? Tell me, if you like this idea too ; )

The result of my prayer was astonishing: First suddenly words for my personal mantra were just popping in into my mind (I am searching! for them since months, but of course,they come when not expected) and second, I could suddenly remember one (islamic) prayer from my childhood.

By the way, God was saying with a smile in his face “Hey Nalan, maybe you would like to look up the meaning of this prayer in Turkish. Like this it will be far away of just rattle it off, what do you think?”

So, that’s my rather unusual conversation with God for the moment and I know the meeting will just be great.

Wish you a very nice day! And don’t forget to use the toolbox by giving and taking ; )

This entry was posted in İlham verici / Inspirational and tagged , , , , , . Bookmark the permalink.

5 Responses to God’s Toolbox / Tanrı’nın Alet Çantası

  1. Tanrı’nın Alet Çantası

    Kısa bir yaz tatilinden sonra dün yine “Green Man’s Corner” sohbetlerine başladık. Söz konusu sohbetlerde herkes özgürce sorular yöneltebiliyor, katılan arkadaşlarla manevi konuları tartışıyoruz.

    Dün bir arkadaşımız önemli bir soru sordu “Tanrı ile nasıl konuşabilirim? Nasıl yardım, hatta bazen sadece bir ipucu isteyebilirim?”. İlgili akşamlarda çoğunlukla tercümanlık yapıyorum ve olabildiğince arka planda kalmaya çalışıyorum, ancak arkadaşımız soruyu sorar sormaz, konuya atladım “Evet, nasıl yapılır. Ben de Tanrı ile nasıl konuşabileceğimi bilmiyorum, daha doğrusu ona ne söyleyeceğimi!” Uzun zamandır buna kafa yoruyorum ve birkaç sonuca vardım. İşin içinde biraz gurur var; ben her zaman herşeyi kendi başına yapabilen (yapması gereken) birisi olduğuma inandım. Ve açıkcası, çocukluğumda öğrendiğim duaları ezberlenmiş bir şekilde tekrar etmek pek tatmin edici değil. Bunun yanı sıra artık sadece sürekli birşeyi ‘isteyen’ kişi durumunda olmak istemiyorum. Ve…ya bana yaramayacak olan şeyleri istersem? Vs vs…

    Ne yapmalı o halde?

    Sanırım Nico’nun bu arkadaşa verdiği cevap içimde birşeyleri harekete geçirdi bu sabah. Demişti ki “Çözüm yalınlık. Hatta ne kadar yalın, o kadar iyi. Neden şu şekilde başlamıyorsun ‘Hey, seninle konuşmak istiyorum, ama nereden başlayacağımı bilmiyorum…’ “

    Sonuç olarak bu sabah işe giderken otobüste ‘yeni tasarlanmış’ duama başladım: “Tanrım, selam. Seninle konuşmak,
    sohbet etmek istiyorum, ancak biraz sakarım, ne söyleyeceğimi de bilmiyorum.”

    Birdenbire yüzümde bir gülümseme vardı. Gözümün önünde bir alet çantası belirdi. “Tamamdır, diyelim ki bir alet çantan var ve herkes buna katkı sağlıyor. Bugün büyük bir toplantım var ve birkaç niteliğe ihtiyacım var – sabır, hızlı karar verme yeteneği, esneklik, kendine güven ve yüzümde büyük ve sıcacık bir gülümseme gibi. Senden, alet çantandan, ödünç alabilir miyim? Diğer bir yandan, söz konusu alet çantana ben nasıl katkıda bulunabilirim. Sence ben insanlarla neyi paylaşabilirim, onlar için ne yapabilirim? Sen büyük resme sahipsin, yani daha iyi bilirsin. Lütfen bana yol göster.” – Bu şekilde aynı zamanda BÜYÜK (Nico ‘bugabuga’ diyor) misyonum nedir sorusuna odaklanmıyorum artık, bilirsiniz dünyayı kurtarmak, açlığa son vermek gibi … ; )

    Bilmiyorum, ama bu fikir gerçekten içimde birçok şeyi harekete geçirdi. Hatırlıyorum, bir gün bir lokantadaydım. Küçük bir kara tahta vardı ve üzerinde “askıda yemek” yazıyordu. Bunun anlamı şu, biri bir kişilik yemek yedi ancak iki kişi için ödedi. Dolayısıyla ihtiyaç sahibi olan birisi bu yemeğe talip olabilir. Yukarısı nasılsa aşağısı da odur ve tersi… dolayısıyla neden Tanrı’nın elinin altında herkesin içine birşeylerin attığı ve yine herkesin (çünkü eşitiz) içinden birşeyleri aldığı büüyuüük bir alet çantası olmasın? Bu fikir sizin de hoşunuza gitmedi mi ; )

    Duamın sonucu muhteşemdi: Birincisi birdenbire bireysel mantram için kelimeler zihnimde uçuşmaya başladı (onları aylardan beri arıyordum!, ama tabiiki beklemediğim bir anda geldiler) ve ikincisi, birdenbire çocukluğumda öğrendiğim bir duayı hatırlayabildim.

    Bu arada Tanrı, yüzünde bir gülümseme ile, dedi ki “Nalan, belki bu duanın Türkçe mealine bakabilirsin. Bu şekilde onu ezberlenmiş bir şekilde tekrar ediyor gibi olmasın, ne dersin?”

    Tanrı ile alışılmadık sohbetim şimdilik bu şekilde seyrediyor ve biliyorum ki bugünkü toplantım güzel geçecek.

    Muhteşem bir gün geçirmenizi dilerim! Ve alet çantasını kullanmayı unutmayın, hem verin hem de isteyin ; )

  2. Hacer Eroğlu says:

    Nalancığım merhabalar,
    Güzel yazına istinaden bir iki kelam etmek istiyorum. Tanrıyla konuşurken samimi olalım yeter bence:). Hayatım boyunca (çok yaşlı değilim biliyorsun:) O’nunla konuştum, çocukluğumda hiç unutmadığım bir anımı paylaşmak istedim, belki daha öncede sana yazmış olabilirim tekrar olursa af buyur lütfen. Çocukluğumda yanlız kalmayı çok severdim ki hala öyle, ortalıktan kaybolurmuşum durmadan. Benim hatırladığım kaybolma olayım şöyle, kış ekmeğinin yapıldı tandırdaki un çuvallarının arasına girip, Allahla konuştum saatlerce, annem beni bulduğunda ağlıyordu. Bana sarılıp, bunu neden yapıyorsun dedi, bende O’NDAN sadece bir çift kırmızı ayakkabı istiyordum..Çocukken kuytu köşelerde konuştum, koca kız oldum artık sadece kuytularda değil zamanımın her anında, kalabalık bir ortamda bile herşeyden kendimi soyutlayıp ONUN la konuşuyorum. Elbetteki ben O’NU hiç kandırmadım sanırım en çokta samimiyetimden beni herzaman dinledi..ONUN ile aramızda sıklıkla yaptığım bir sözü, paylaşmak isterim bu benim sırrım, hep derimki ONA ihtiyaç duyduğumda, yanlış anlama ihtiyaç duymak derken sadece başım sıkışınca değil mutlu olduğumdada acı çektiğimdede orta birşey yokkende, uzatmadan paylaşayım sırrımı: ALLAH’ım ne olur saçlarımı okşa, seni seviyorum..

    Daha uzun yazardım lakin senin güzel yazının altına yazakmak olmaz:)) sevgilerimle.

  3. Canım Arkadaşım, teşekkürler. Bana yol gösterdin ve beni duygulandırdın ; )

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s