‘Sağlıklı Yaşam Sohbetleri’, yazan Ayşin Albayrak

anasayfa1

* * *

1. Bölüm

Eğer doğuştan genetik bir rahatsızlığımız yoksa 40’lı, 50’li şimdilerde 30’lu yaşlarda sağlık sorunları yaşamaya başlıyoruz.

Sanki bedenimizin çalışması için içimizde saklı bir pil var ve bu pilin nasıl  harcandığı çok önemli. Bedenimizde saklı bu pilin gerekenden önce  tükenmemesi  için bizim bedenimize destek olmamız gerekiyor. Bu desteği de yiyip içtiklerimizle, soluduğumuz havayla, duygu ve düşüncelerimizle, yeterli uyumakla sağlayabiliriz.

Yediklerimizin bu kadar önemli olması, sağlıklı beslenmenin de rant kapısına  dönmesine neden oluyor. Gün geçmiyor ki bir meyvenin, otun ya da bitkinin paha biçilmez faydalarını duymayalım. Hemen herkesin kulaktan  dolma bir reçetesi var. Grip, nezle, baş ağrısı ve hatta kanser için. Adının önünde  bir sürü harfler olan uzmanlar her gün gazetelerde, televizyonlarda bize bu faydalı ürünleri anlatıp duruyorlar. Sanki sağlıksız olmamız sadece bizim  bilgisizliğimizin sonucu.

Yıllar önce, daha çok ürün almak, börtüden böcekten ürettiklerini korumak  için çiftçiye kimyasal gübre, ilaç satıp onlara modern tarımı öğretmişti birileri. Eski usüller yanlıştı ve cahil eğitimsiz çiftçiler de hata içindeydi (!) Yıllarca hiç  sorgu sual etmeden Avrupai yöntemlerle ilaçlar kullanıldı. Gübreler de, ilaçlar da işe yarıyordu. Daha çok ürün, daha çok kazanç demekti.  Kimyasal gübrelere ve ilaçlara itiraz edenler geri kafalı kişiler olduğu için itirazlarına kulak veren olmuyordu.

Sonra yine birileri bu yapılanın hem toprağa hem de bize zarar verdiğini söylemeye  başladılar.  Aslında yüz yıllardır uygulanan yöntemleri yeniden keşfedercesine zaten  bildiklerimizi bize süsleyip, organikleştirerek pazarlamaya başladılar. Bu sefer organik  tarım yapabilmek için sertifikalar almamız, zaten bildiğimiz  yöntemleri öğrenmek için  eğitimlere para harcamamız gerekiyordu. Bu ürünler de doğal olarak diğerlerinden  pahalıydı. Tavuklar, inekler, koyunlar da aynı şekilde önce çok üretmek için çiftlikler  kuruldu, hayvanlar köleleştirildi, ilaçla zehirlendi, sonra serbest dolaşan az zehirlenmiş  sözüm ona organik hayvanlar 3-5 katına satılmaya başlandı.

Ya çok daha fazla para verip organik olduğu iddia edilen ürünlerden alacağız ya da organik olmayan ürünlerden tüketip, sonra ilaca doktora bir sürü para ödeyeceğiz.

Bir şeye karşı olanlar da, onu savunanlar da aynı grubun elemanları ve hep onlar kazanıyor. En başta sağlığımızı bozanlar nasıl olur da sağlıklı yaşamamıza  yardımcı olabilirler. Aslında bir oyunun piyonları gibiyiz. Bizi nereye yönlendirirlerse, o yöne hurra koşuyoruz. Üstelik de bunu cani gönülden, güle oynaya yapıyoruz.

Zencefilin, zerdeçalın ve bir sürü başka sebzenin faydaları buz dağının görünen parçasının  ucu sadece. Asıl soruyu sormamamız için bizi oyalayan küçük aldatmacalar bunlar. Madem öyle bütün bu organik yöntemler neden hemen ve şimdi değiştirilmiyor? Neden yetkililer organik tarıma, tavukçuluğa, hayvancılığa destek verip yaygınlaştırmıyor?  Çünkü sağlığımızı bozan da, bozulan sağlığımız için ilaç satıp fahiş kârlar eden de sistemin  ta kendisi. Asıl amaçları kâr olunca da sağlıklı beslenme önerisini sektör haline  getirenlerin niyetlerinden kuşku duymamızı gerektirecek çok şeyler var.

2. Bölüm

Canlı ve sağlıklı yaşayabilmek için sadece yediklerimize dikkat etmek yeterli değil elbette.

Bence en önemli ilk faktör sağlıklı nefes almak. İlkokuldan beri bize anlatılmıştır, bedenimizin oksijene ihtiyacı olduğu ve soluduğumuz havadan oksijen alarak yaşadığımızı. Bitkiler oksijen veriyor, karbondioksit alıyor, biz de tam tersi. Aslında çok önemli bir  takım çalışması var aramızda. Bu takım çalışması her iki tarafın zararına olarak bozuluyor. Fabrikalar, otomobiller, kullandığımız araçlar havaya ha gayret karbondioksit salarken, büyüyen insan nüfusununa yer açmak ve rant için ağaçlar kesiliyor. Bazen de İstanbul’da  olduğu gibi yaşadığımız alışveriş merkezi açma çılgınlığına ağaçları feda ediyoruz.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de gittikçe artan sigara kullanımı bizim temiz hava alma şansımızı azaltıyor. Sigaranın ne kadar zararlı olduğu herkesin bildiği ama nedense  önemsemediği bir bilgidir. Birkaç hafta önce çok sigara içtiği için akciğer kanseri olup 2 ayda aramızdan ayrılan Ali amca gibi eminim sizin de etrafınızda göz göre göre ölüme  giden örnekler vardır.

Soluduğumuz havanın temiz olması, oksijenin bol olmasının yanı sıra, nasıl nefes  aldığımız da önemli. Yıllar önce bir eğitim sırasında Japonların  olduğunu sandığım bir  deyim duymuştum: “Hasta insanlar omuzlarıyla nefes alır, sağlıklı insan karnıyla, bilge ayağıyla.”

Hiç dikkat ettiniz mi stresli olduğumuzda neler oluyor? Birden nefesimizi tutuyoruz, daha az aralıkla nefes alıyoruz. Böylece içimize daha az oksijen alıyoruz. Beynimizin de bilgisayar gibi programları var. Stresi, beynimiz hayatta kalma mücadelesi gibi algılıyor. Eski zamanlardaki gibi vahşi bir hayvanın ya da bir düşmanın karşısında olduğumuz  sonucunu çıkarıyor ve bütün oksijeni kol ve bacaklara gönderip kaçmak veya savaşmak  için enerji  olarak kullanmamızı sağlamaya çalışıyor. Oysa siz trafikte arabanızda ya da ofiste masa başında otururken gerilmiş olabilirsiniz. Hem stresli, hem de yanlış nefes  alıyorsanız bedeniniz hep savaş ya da kaç alarmını yaşayıp organlardaki oksijeni  azaltıyorsa, buyurun size yeni bir hastalık sebebi.

Şimdi size önereceğim küçük alıştırmayı yapın ve bakın duruş ve nefes alışınız  sizi nasıl etkiliyor:

Önce kamburunuzu çıkarın, omuzlarınızı öne doğru kıvırın otomatik olarak  başınız öne eğilecektir. Şimdi derin nefesler alıp vermeye çalışın. Mümkün değil, değil mi?

Duygusal olarak nasılsınız? Bir de buna bakın.

Birde sırtınızı dikleştirin, omuzlarınızı açın, başınız otomatik olarak yukarı kalacak. Şimdi derin nefes alıp – verin. Şimdi nasıl hissediyorsunuz kendinizi? Aradaki farkı  görüyorsunuz, değil mi?

Yaşam kalitesini artırmak için belki de birbirimize ot çayı tarifesi vereceğimize  sigara içmeyi bırakarak işe başlayabiliriz. Doğayı ağaçları korumak için farkındalık  yaratabiliriz. Doğayı korumak bir avuç gönüllünün işi olmamalı, hepimiz duyarlı olmalıyız. Televizyon önünde saatlerce oturup bitkisel ot, çay, sebze tarifi alıp sağlıklı olacağımızı  sanmak gafletinden uyanabiliriz.

Bilge insanlar nasıl mı ayaklarından nefes alır? Biraz düşünün eminim bulacaksınız.

* * *

3#menüye dönüş

This entry was posted in SOPHIA and tagged , . Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s