Emir Abdulkadir Inanç-Job’s Solstice / Eyüp’ün Dönencesi

Black Sun Splendor Solis 1582 / The black Sun harbinger of Light rises! Nurun habercisi kara Güneş doğar!

[Türkçe çeviri için yorum bölümüne bkz.]

Few words on Job

The story of Job is that of loneliness, and for that a story difficult to endure. Self-knowledge flourishes in a community; one knows oneself through the other. Friends embody values and coat the abstract with flesh. The faithful mirrors the faithful and in communion give presence to the splendor of unity. A partner in life is a seed of life that inseminates and nourishes the other, forming the basis of service and conscience. The child, a blessing and a grace for parents, opens the doors of endless bounty. The created is thus bound to one another following the law of creation. Living harmoniously by the law, Job fulfills each of these earthly relationships and acts as a Godfearing guardian of the needy. However, one day God, motivated by the Adversary, prunes his tree of bounty and casts him into the abyss of loneliness. Job, filled with sorrow, finds himself incapable of communicating his troubles to his friends as they find themselves incapable of understanding him. For why on earth someone as dutiful as Job who upholds the good received this punishment? However, the true question remains: is what happens to Job really a punishment?

Job, slowly and gradually submerging in the grim black of despair, begins to see his situation as an injustice, for he did only what He commanded. Infuriated, he appeals to God to oversee his case. Then God appears out of the storm and appeals to Job: “Dress for action like a man; I will question you, and you make it known to me. Where were you when I laid the foundation of the earth? Tell me, if you have understanding.” (Job 38, 3-4). From that moment onwards, God reveals to Job the secrets of creation and as He reveals them Job understands that God with His Knowledge, Wisdom and Genius is Alone. Yet he now shares His loneliness; Job standing before His presence is alone with the Alone. Finally, Job rises to tell God: “I had heard of you by the hearing of the ear, but now my eye sees you.” (Job 42, 5) Is there a greater gift, is there a subtler grace?

Why call this piece a Solstice?

The experience of the Underworld has the deepest connection with attaining illumination. When Sun sets it sinks into the Underworld. When the Sun rises it emerges back from the Underworld. In between is the secret of loneliness, and at its peak Loneliness is a solstice.

Job asks himself:

The earth, from which food comes, is overturned below as though by fire; a place whose stones are sapphire, and which contains dust of gold; a hidden path no bird of prey knows, no falcon’s eye has spotted it. Proud beasts have not set foot on it, and no lion has passed along it. On the flinty rock man has set to work with his hand; he has overturned mountains at their bases. He has cut out channels through the rocks; his eyes have spotted every precious thing. He has searched the sources of the rivers and what was hidden he has brought into the light. But wisdom, where can it be found? Where is the place of understanding? (Job 28, 5-12)

 

My heart’s reply:

 

Spiral above spiral

Cascading in whirls of worship

Blending

into each other

yet not a single touch

finds itself into the lovers’ nest

Immutable, yet destined to separation

Love graciously hands down pieces of

Wisdom

The forbearers of doom that reside

In the resounding ebb of the fluid

Enchanting, disarming,

Sweet sleep weaves

together

the tick of the clock

and the pinch of space

Echoes redouble in crumbles

Circular sounds of soul and motion

Sing as does the dove’s tail.

 

Flaps

and

chatters.

things appear and disappear.

A small town of theatrical dispense,

Where the dramaturg is lost!

Does he hide? Or is he departed?

So the actors execute the play in search

of the mysterious dramaturg

Always blinded by each other

no actor can find a way out

of this doomed play

and the stage keeps growing

and

growing

 

Tumult is excruciating loneliness

and

harmony a bitter taste

that haunts the palate

Screams revolve around the crescent of the

The thin wine glass

not so exquisite

not so full of grace

Impressions to collect

Feelings to touch

and an ovoid Smell of remembrance

All of them blessed with a strange openness to listen

Always cautious nonetheless not to set them ablaze

with sights rays

 

Dressed in robes,

and gait like shadow

Not so sinister, yet never forgiving

a figure androgyne not so much like Rimbaud

but more like Jeanne d’Arc

A spectre on the stage invites

the blind across the river

ever joyful

the resounding ebb of the fluid

So the crimson wisdom of the blood is ever beating

It’s teaching a blessing

yet nothing but a curse to the unhearing

Echo of distant lands

adventures unheard of

Violet waterfalls of glory thunder

The Orange suns

ablaze in nostalgia

rays disseminate as splintering tears

Drops of water, speech of silence.

Heartbeat of wisdom

All circulate in the teaching

of my

own

blood,

and so it resounds as it

flows,

and flows

and flows

 

into the well-springs of subterranean Nameless

where the drops of rain

are not of water but of pearls

That fill chalices of fine-cut

diamonds

Ruby, emerald, sapphire

and topaz

all float graciously

in between.

 

Here Love has no words to speak

for there He finds her mystery

within mystery

A kiss not of her doing,

but of his undoing

A kiss of mystery

and the lips

its veil

so it resounds the blood of my teaching

groping

yet not touching

the very eyes of splendid beauty

There on the horizon

rest her Crown

glowing with darkness

Aivazovsky Creation of the World 1864 / God alone hovers above the waters. Yaratan suların üstünde yalnızca süzülürken.

***

Note to the reader: Strangely enough I wrote this poem in English and then translated it into Turkish. The words simply flew down on me as I was reading Peter Kingsley’s book ‘Reality.’ I also urge you to read his book ‘Ancient Philosophy Mystery and Magic’. Peace be upon him. I would also like to express my gratitude and love for my friends Nalan and Nico who so graciously offer me loneliness. Emir Abdulkadir Inanç, December 30 2018.

This entry was posted in Ruhun Rehberi / Soul Guidance and tagged , . Bookmark the permalink.

One Response to Emir Abdulkadir Inanç-Job’s Solstice / Eyüp’ün Dönencesi

  1. Eyüp’ün Gündönümü

    Eyüp üzerine birkaç söz

    Eyüp’ün hikayesi yalnızlığın hikayesidir ve bu tahammülü zor bir hikayedir. İnsan kendini insanda tanır. Arkadaşlar değerlerin vücut bulmuş halidir; soyutu somutlaştırır. Mümin müminin aynasıdır; cemaatin yüceliği birliğe nişane olur. Bir eş diğerinin velinimetidir; hizmet ve vicdanın temelini oluşturur. Çocuk ebeveyne bir lütuftur; sonsuz bereketin kapılarını açar. Böylece her yaratılan, yaratılışa tabi olduğu için, bir diğerine düşkündür. Eyüp yaratılış yasasıyla uyum içinde tüm bu ilişkileri hakkıyla yerine getirmiştir; Tanrı’dan korkmakta, fakiri kollamaktadır. Ancak gün gelir Muhalif’in vesilesiyle Eyüp’ün elinden her şeyi alınır. Haline üzülür, derdini arkadaşlarına anlatamaz onlar da anlayamazlar: iyiyi var etmeye çalıştığı halde neden böylece lanetlenmiştir? Esas soru şudur: bu başına gelenler gerçekten bir lanet midir?

    Eyüp inceden inceye Rabbi karşısında haklı olduğunu düşünmeye başlar, zira onun buyruğunu tutmuştur. Tanrı’dan kendi hesabını bizzat görmesini ister. Sonunda Tanrı ona belirir ve sorar: ‘Şimdi erkek gibi kuşağını beline vur da, Ben sorayım, sen anlat. Ben dünyanın temelini atarken sen neredeydin? Anlıyorsan söyle.’ (İncil, Eyüp 38) İşte o andan itibaren Tanrı ona yaratılışın sırlarını gösterir ve gösterdikçe Eyüp anlar ki Tanrı hikmeti bilgisi ve dehasıyla yalnızdır. Eyüp de onunla beraber O’nu yakinen bildiğinde onunla beraber yalnızdır. Sonunda Eyüp Tanrı’ya der ki: ‘Kulaktan duymaydı bildiklerim senin hakkında, şimdiyse gözlerimle gördüm seni’ (İncil, Eyüp 42) Bundan güzel hediye, bundan ince lütuf var mıdır?

    Neden bu yazının adı Gündönümü?

    Yeraltına iniş insanın kendini ve kâinatı meydana getiren kuvvelerle beraber olduğu zaman endindiği deneyimdir; ışığın kalbine yolculuktur. Güneş battığında yeraltına iner, doğarken yeraltından doğar. Devrinin tepe noktası Gündönümüdür.

    Eyüp kendi kendine sorar:

    Ekmek topraktan çıkar. Toprağın altı ise yanmış, altüst olmuştur. Kayalarından laciverttaşı çıkar,
    yüzeyi altın tozunu andırır. Yırtıcı kuş yolu bilmez, doğanın gözü onu görmemiştir. Güçlü hayvanlar oraya ayak basmamış, aslan oradan geçmemiştir. Madenci elini çakmak taşına uzatır, dağları kökünden altüst eder. Kayaların içinden tüneller açar, gözleri değerli ne varsa görür. Irmakların kaynağını tıkar, gizli olanı ışığa çıkarır. Ama bilgelik nerede bulunur?

    Gönlümden bir ses cevap verir:

    Dönence içinde dönence
    ibadetin dalga dalga devranları
    birbiri
    içine geçer
    lakin bir dokunuş yok ki
    âşıkanın yurduna varsın!
    Sabit, ama kaderi dağılmak olan
    Aşk aktarır
    Hikmet parçacıklarını
    Ki onlar felaketin önleyicileri
    Barınır suyun yankılanan cezrinde,
    Tılsımlar, bıraktırır eldeki silahı,
    Tatlı uyku bağlar
    birbirine
    saniyenin atışını
    ve uzamın tutamını
    Ufalandıkça yankılar katbekat artar
    Nefs ve hareketin devreden sesleri
    Güvercinin kuyruğu gibi şarkı söyler

    Kanat çırpışı
    ve
    dırdır.
    eşya tecellide parıldar ve söner.
    Bir küçük kasabada bir orta oyunu
    Ancak oyunun yazarı kaybolmuş!
    Saklanır mı? Yoksa terk mi etti?
    Oyuncular öylece oynar arar
    Sırrın gizeminde kaybolan yazarı
    Birinin eli birinin gözünde
    kördür hepsi
    o sahnede, o kasabada
    felaketi beklerken mahpusturlar
    ve sahne büyüdükçe büyür
    ve
    büyür

    Kargaşa tahammülü olmaz yalnızlıktır,
    ahenkse damakta kalan
    ekşi bir tat
    Bağrışma ve çığlıklar sema eder
    Şarap kadehinin hilalinde
    ne o kadar zarif
    ne de öylesine latif
    Gönüldeki izler
    Hisler
    ve zikrin yumurta şeklindeki Kokusu
    Hepsi dinlemeyi kabul etmenin bilinmezliğinde kutsanmış
    Ancak her zaman müdebbir ki
    gözlerin ışınları onları yakıvermesin

    Kaftanlarla sarmalanmış,
    adımları gölge gibi
    Pek kötü niyetli olmasa da asla affetmeyen
    Rimbaud’ya pek benzemese de
    Jeanne d’Arc’ı andıran
    bir suret ki hem er hem dişi.

    İşte o heyûlâ davet eder
    sahnedeki körleri nehrin öte tarafına
    hep neşelidir
    suyun cezri yankılanırken
    Çarpar sürekli kanın kızıl Hikmeti
    Öğretisi bir zikir ve şifa
    Duymayana da bir şek ve şüphe
    sanki ona uzaktan birisi sesleniyor
    Ötedeki engin diyarların aksi
    Eşi benzeri olmayan maceralar haber verirler
    Eflatun şelalelerin gürlemesinden
    Kızıl edalarıyla Turuncu güneşlerden
    iştiyakın ateşiyle ışıl ışıl hepsi birer şule
    ve eflâka dağılan ışınları yalımdan birer göz yaşı

    Damla damla su, sükûnette bir terennüm.
    Hikmetin kalbi çırpar
    Tüm bunlar devran eder
    kanımın
    kendi
    öğretisinde,
    ve öylece yankılanır
    akar,
    akar
    ve akar
    İsimsizin yeraltı kaynağına.
    Orada yağmur damlaları
    ki her biri bir inci
    zarif, elmastan kadehleri doldurur
    Yakut, zümrüt, gök yakut
    ve topaz
    süzülürler letafetle
    damlaların ve kadehin arasında.

    Burada yoktur Aşk’a bir kelime
    zira orada öper arı
    Sırr’ın çiçeğini
    ve dalar sırdan esrara.
    Çiçeğin varlığı birbirine karıştıran
    cilvesi değildir
    öptüren,
    arının şevkiyle mahvıdır

    Sır içinde bir öpücük
    ve dudaklar
    onun perdesi
    işte öyle yankılanır öğretimin kanı
    okşar,
    ama dokunmadan,
    güzelin müthiş gözlerini

    Eflâkın ötesinde ufuklarda
    dingince durur esrarın Tacı
    kapkaranlık yalımlar saçan
    bir akkor beyaz ateş

    NOT: gariptir bu şiiri ilk İngilizce yazdım. Peter Kinglsey’nin ‘Reality’ isimli kitabını okurken birdenbire kağıda döküverdim. Yine Kingsley’nin ‘Antik Felsfese Gizem ve Büyü’ adlı eserine sizi yönlendirmek isterim. Kendisine selam olsun. Ayrıca, bana yalnızlığı sunan dostlarım Nalan ve Nico’ya da içten sevgilerimi dile getirmek isterim. Emir Abdulkadir Inanç, 30 Aralık 2018.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s